21 Ocak 2013 Pazartesi

JaeJoong'un Süper Klibi "MINE"...

Sonunda çıkışını büyük bir heyecanla ve sabırla beklediğim solo albüm çıktı... Albüm çıkmadan önce şarkılardan birisi yayınlanmıştı ve dinlediğimde albümle beklentilerim daha da arttı. Sonrasında albümün çıkış şarkısının klip teaser'ı da yayınlanınca heyecanım tavan yaptı... JaeJoong beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı, yine yapacağını yaptı ve beni etkisi altına almayı başardı... Şarkı MÜKEMMEL!! Klip ise tek kelimeyle BÜYÜLEYİCİ!!! İzleyin ve siz de büyülenin:

MINE:


Uzun zaman sadece photoshoplu fotoğraflarda görüp hayal ettiğim kılıklara bürünmüştü klipte. Şarkı rock tarzında olduğu için bu tarza dair her türlü ayrıntı düşünülmüş. En beklemediğim şey de üzerinde bir yılanı gezdirmiş olmasıydı -ki beni biraz ürküttü.


 Junsu gibi JaeJoong da tırnaklarına siyah oje sürmüş ve Junsu'dan daha çok yakışmış diyebilirim.


Klibi izleyenler eminim ki şu sahneyi görür görmez dünyayla bağlantısını kesti :) Ben de aynı şeyi yaşadım :)


JaeJoong'u gördüğüm ilk andan beri beni etkisi altına alan o bakışları atlarsam tabii ki hem JaeJoong'a hem de üç senelik JaeJoong hayranlığıma hakaret etmiş olurum :)


Neredeyse hepimiz mutlaka JaeJoong'u Edward'ı oynayan Robert Pattinson'ın yerinde hayal ettik tabii ki. Hatta bu hayalin üzerinde yapılan anketlerde de JaeJoong hep birinci çıktı :) Bence bu hayal klibin şu sahnesinde daha da güçlendi. :D


Bir gün bir klipte sadece JaeJoong'u göreceksin deseler inanmazdım... Taki bu solo albüm çıkana ve bu klip yayınlanana kadar... İlk izleyişimde hipnotize olmuş gibiydim. Kendimi kontrol edemeyerek tekrar izledim. Ve tekrar ve tekrar ve tekrar... Benim gibi bu durumda kim bilir kaç milyon fan var? AHHHHHH AHHHHH!!!! TEKRAR İZLEMEM LAZIM!!! GİTMELİYİM!!!!

18 Ocak 2013 Cuma

Muhteşem ve Cazibeli Bir Seri: Elli Ton Serisi

Muhtemelen hemen hepiniz bu seriyi internetten, gazetelerden, dergilerden ya da televizyondan duyduk ve neredeyse hep aynı tepkileri duyduk: Sadece erotizm üzerine kurulu, porno kitabı, hep cinsel fantazilerden bahsediliyor, vesaire vesaire... Okuduğum yazılar hep kitapla ilgili olumsuz eleştiriler üzerineydi... Ben bu eleştiriler üzerinde durmayacağım çünkü internetteki başka bloglarda bununla ilgili yazılara rastlayabilirsiniz.

Bu serinin haberini Pegasus Yayınları'nın Facebook sayfasından öğrendiğimde henüz kitaplar raflardaki yerini almamıştı. Kapak fotoğraflarına kabaca baktığımda polisiye romanı zannetmiştim ama konusu ortaya çıkınca oldukça ilgimi çekti ve ilk kitabın çıkışını sabırsızlıkla bekledim. Ama öncelikle elimdeki kitabın bitmesi lazımdı (Vadideki Zambak). Elimdekinin bitmesi biraz zaman almıştı, okurken sıkılıp bırakmayı düşündüm ama ben konu kitap okumak olunca sabırlı birisi olabiliyorum. Kitabı bitirmeyi başarmıştım ve ertesi gün koşa koşa kitapçıya gidip Elli Ton Serisi'nin ilk kitabını yani Grinin Elli Tonu'nu aldım.


Heyecanla okumaya başladım. Kitabı okurken içinde geçen bütün şarkı isimlerinin altını çizdim. Kitabın ana karakterlerinden Christian Grey oldukça geniş bir müzik zevkine sahipmiş (ya da yazarın :D). Bir an için Grey'in müzik arşivini çalma arzusuyla doldum. Adı geçen bütün şarkıları indirip dinledim ve çok zevk aldım. Benim gibi karışık bir müzik arşivi olan birini rahatlıkla tavlayabilir bu Grey. Eğer bu seriyi okuyacaksanız, bu şarkıları dinlemenizi şiddetle öneririm. Severek dinlediğim şarkılardan biri Ana ile Grey arasındaki bir fantazide de kullanıldı ve o sahne beni Grey'e daha da çekiyordu.

Kitapta Grey o kadar güzel tasvir edilmişti ki böyle bir erkek yaşıyor mu diye kendime sordum. İdealin de ötesinde bir erkek tasviriydi. Ana, başta alelade bir kız görüntüsü çizerken Christian ile olan "özel" sahnelerde oldukça kadınsı bir kişi tasvir edilmişti.

Hikaye ilerledikçe aralarındaki ilişki daha da tutkulu bir alıyor. Ana, giderek Christian'a daha da bağlanıyor, Chrstian, Ana'nın yokluğunda huysuzlaşıyor -yani Christian, Ana'yı seviyor ama farkında değil. Bu aşkın ortaya çıkışı ve sonrasındaki tartışmaları beni oldukça üzdü, hatta kitabı bitirdiğim gece yatağımda hüngür hüngür ağladığımı unutmam. Yaşadığım bu hüzün fırtınasına rağmen hikayenin devamını merak etmekten kendimi alamadım ve ertesi gün ikinci kitabı -Karanlığın Elli Tonu- aldım.


Christian'nın Ana'ya olan tutkusu giderek daha da artıyordu. Varlığında huzur buluyor, yokluğunda mutsuz ve huysuz oluyordu. Ana da Christian'a olan tutkusundan vazgeçemiyordu. Onunla geçirdiği her andan mutluluk duyuyordu ve ne kadar denediyse de ondan ayrı kalamıyordu. Birbirlerine olan sevgilerinin farkındalar ama aralarında Christian'ın geçmişi gölge gibi duruyor. Ana, Christian'ın geçmişini ve bunun Christian'a verdiği acıyı anlamaya kararlıdır. Çünkü Christian hala dokunulmaktan korkmakta ve Ana bu durumun onun geçmişinde yattığını adı gibi biliyor. 

Yine kitap içinde bölüm bölüm rastlayacağınız şarkı isimlerini araştırıp o şarkıları dinlemenizi tavsiye etmeden de geçemeyeceğim. Şarkıları dinlerken Christian Grey'i hayal etmekten kendimi alamamıştım :)

Hikayenin ilerleyen bölümlerinde Christian, Ana'ya olan aşkını ispatlamak için ondan hiç beklemediğim birşey yaptı: ONA EVLENME TEKLİF ETTİ!!! Ben de Ana gibi şok olmuştum. Ana'nın yerinde olsam hemen evet der miydim karar verememiştim, tıpkı Ana gibi :) Gerçi söz konusu Christian olunca... Bilirsiniz işte :)

Kalbimin en çok attığı bölüm Christian'ın helikopterinin kayboluşu ve Ana'nın geçirdiği korku dolu saatler. Tıpkı onun gibi ben de korktum, ağladım ve Christian'ın sağ salim gelmesini bekledim.  

Kitapta yer yer küfrettiğim kişiler oldu. Bunun başında Christian'ın çocukluğunu cehenneme çeviren ve masumiyetini elinden alan Bayan Robinson vardı. Onu bir elime geçirsem lime lime etmek istiyordum. Diğeri de Ana'nın sapık ve tacizci patronu Jack Hyde. O adamı ibret-i alem için koyu feministlerin arasına atıp dövdürmek istedim :D Kitabı okurken beni kesinlikle çok iyi anlayacaksınız. 

Şimdi gelelim seride zurnanın ZIRT dediği yere yani, son kitaba: Özgürlüğün Elli Tonu


İşte Christian'ın gerçek anlamda kendini Ana'ya açtığı asıl anlar bu kitapta. Çocukluğundan başlayarak, yaşadığı güzel ve kabus dolu bütün anıları burada öğreniyoruz. Hani o lime lime etmek istediğim Bayan Robinson var ya, işte hikayenin en can alıcı noktalarında hep bu kadının adını görmeniz mümkün. Tabii Ana çarptığı her duvarda onunla karşılaşmaktan son derece rahatsız (Kim olmaz ki Ana'cım?). Christian her ne kadar bunların geçmişte kaldığını iddia etse de Ana, bu kadının her meselede önüne konulmasından hiç memnun değil. Özellikle hikayenin ilerleyen bölümlerinde Ana'nın hamile kaldığının ortaya çıkması ve Christian'ın bunu öğrenmesinden sonra evden çıkıp gitmesinde.

Kitap, yer yer polisiye romana da dönüşüyor. Ana ve Christian'ın takip edilmesi, kovalamaca sahnesi, silahlar, şantajlar, kaçırma girişimi, vb.

Hikayenin bir başka can alıcı karakteri de nefret ettiğim diğer kişi olan sapık yayınevi patronu Jack Hyde. Kitabı okuduğunuzda bu adamın derdinin aslında ne ve kim olduğunu açıkça anlayacaksınız ve hikayeyi öğrendiğinizde eminim benim gibi siz de şaşıracaksınız.

SON BİR NOT: Serideki üç kitabı da okurken en çok hoşunuza gideceğini düşündüğüm şey Anastasia ve Christian arasındaki e-mail yazışmaları olacaktır bence :) İyi eğlenceler :)